25 Temmuz 2017 Salı

Ay Tuzdandı




Fotoğraf: Gülay Başkurt



(...)
Ay tuzdandı. Geceleri ondan parlaktı. Tuz almaya da Ay’a gidiyordu babam. O da yoktu bizim topraklarda. Portakal da yoktu.
Gece herkes uyuyunca, kilerde mum tutmuştum da Ay gibi parlamıştı babamın getirdiği tuzlar.
Katıra biner giderdi. Anam yolluk katardı yanına. “Yolun ırak adam,” derdi, başka laflar da ederdi ama uzağa düşerdi dedikleri. Iraktı Ay. Babam Ay’a giderdi. Bir tuz, bir portakal getirmek için. 
(...)

Ay Portakalı Ümüş Eylül Dergisinde


 Sevgili Hasan Şahingöz, var olsun, 19 ve 20. sayfaları Ay Portakalı'na ayırmış. Elle yazıldığından, "eline sağlık," dileği de anlamını bulmuş oldu.

 

Sayfadaki linklerden derginin tamamını okuyabilirsiniz.
http://www.gorulmustur.org/…/umus-eylul-dergisinin-24-sayisi

Ay Portakalı Okunmak İçin Mahkeme Sonucunu Bekliyor!

Ufuk Aydın'ın mektubundan...


24 Temmuz 2017 Pazartesi

Dr. Ayhan Kavak'ın Ay Portakalı Değerlendirmesi






Kırık Patika öykü kitabıyla edebiyat dünyasına giriş yaptığım Ümran Düşünsel’in yeni verimi olan Ay Portakalı Mayıs 2017 tarihinde Ütopya Yayınları’ndan çıktı. Kapak tasarımından sayfa düzenine kadar itinayla kotarılan bir eser var karşımızda.

Ay Portakalı, Kırık Patika’dan ana yola çıkışın tescillenmesi açısından da önemli bir kavşak olmakta.

Yazar Düşünsel, çoğunluğu kıpkısacık ve bunun yanı sıra nispeten kısa diyebileceğimiz otuz öyküyü içeren bir dosyayı kitaplaştırmış. İyi ki de yapmış! Zira insan duyarlılığının ve kırılganlığının öykülemi içerisinde, hafızada yer edinecek hakiki hikâyeler toplamından mahrum kalacaktık.

Ay Portakalı, anılardan sağılan, andaki insan hikâyelerinin hüznü ve özlemini taşıyan, ince elenip sık dokunan konuları mesele etmekte.

Metin Altıok, “Yazmak bir çeşit kendimi ve yaşadığımı ödemek sorunudur. Çirkinliklerle doldurduğumuz ama aslında kendi güzel hayata, benim ve insan olarak herkes adına ödemem gereken bir kefaret olarak görüyorum yazmayı. İsa çarmıha gerilerek ödedi, ben yazarak ödüyorum,” der. Besbelli, Metin Altıok’un bu belirlemesi tam da Ümran Düşünsel dostumu da ifade eden saptama olmakta. Öykülerini okuduğumda, çocukluğun büyülü düşlemindeki güzellik ve zorlukları illaki dile getirip, kefaretini ödemesi gerektiği bilinciyle yazdığı izlenimi edindim. Kaynağından çıkıp da yatağına kavuşmak isteyen suyun çağıltısını duyumsatan, yaratıcı biçem arayışıyla sürekli kendini aşan bir izlekte yol alan yazar, kabuk bağlamaz kanayan yaradan devşirdiği hayat hikâyeleriyle okuruna sessiz çığlığını fısıldar.

Günümüzde kabak tadı vermiş, yavan ve birbirine benzer anlatılar ön plana çıkmakta. Kişinin marazlı iç dünyasında, çaresiz hapis edilmişlik girdabında debelenmeyi kurgulayan klon öyküler furyaya dönüşmüş vaziyette. Sanki aynı metni defalarca okuyormuş gibi bir izlenime kapılmayanı bulmak zor. Biçare, tatminsiz insanın toplumdan soyutlanmış bunalım kokan depresif dünyası! Çevir kazı yanmasın misali arketip bir öykünün ardından klonlanmış seri üretim hâline sokuldu. Bozdur bozdur harca! Çetelesi tutulamayacak sayısız öykü versiyonu…

İşte, tam da Ay Portakalı’nı değerli kılan ana etmen, böyle bir anlayışa karşı gelerek kalıba girmemesi ve özgünlüğe haiz oluşudur. Odağına hayatı koyduğu, insan ilişkilerini ve toplumsal doğayı, diğer canlılarla duyarlı bir etkileşim içerisinde dile getiren yazar; tekdüze anlatımlardan sıkılanlara derman olacak, has edebiyata aç olanlara hitap edecek, fırından çıkmış sıcacık ekmek tadındaki öykülerle doyumsuz lezzetler vaat etmekte.

Düşünsel’in kaleminden damlayan hayat hikâyelerindeki karakter yelpazesi oldukça geniş; çocuk, yaşlı, gençler ve kadınlara eşlik eden serçe, at, katır, menekşe ve ağaçlar olur. Kurguladığı metinlerde bir kedinin bıraktığı pati izleri takip etmek olasıdır. Anlatımının merkezinde yer alan insan ilişkilerinin sorunsallaştırılmasıyla yokluk ve yoksulluğun arka planındaki hakikati de gün yüzüne çıkartır. Temel izleğiyle, ezilenlerin hayat karşısındaki konumlarına ışık tutmakta. Hikâyelerdeki hali pür melal böyle olunca, hakikilikleriyle yaşamda karşılık bulur. Neticede, güçlü kurgusuyla insanı sarıp sarmalayan öyküler bütünlüğü sağlanırken, geçip giden andaki yarım kalmış veya zorluklardan yaşanamamış, hayata dair olan, güçlü, özlem yüklü metinler okura yarenlik eder.

Yazarın ilk verimi, öyküden önce şiir olmuş. Kimse Yüreğinden Öptü mü Seni? şiir kitabı, Kırık Patika’dan yedi yıl önce yayınlanmış. Şiirin ardı sıra öyküye girizgâh yapar. Öykülerine melodik bir sesin eşlik ettiği sanrısına kapılmak işten değildir. Yer yer epigraflaşacak cümlelerin yanı sıra, öykü başlangıçlarındaki kısa dizeler, ilk baştan okumaya kışkırtırken, şiirsellikten beslenme de zenginlik yaratmakta. Öyküleri kaleme alan şair, düzyazının şiirsel kullanımının güzelliklerini de bizlere sunar.

Nazım Hikmet, bir şiirinde; “Şu güneşten düşen ateşte / Milyonlarla kırmızı yürek yanıyor / Sen de çıkar / Göğsünün kafesinden yüreğini / Şu güneşten düşeni ateşe fırlat / Yüreğini yüreklerimizin yanına at” diye dile gelir. Kanımca, yazar dostum Düşünsel’in öyküleri de “Yüreğini yüreklerimizin yanına at” cinsinden paha biçilmez imgelerle daha bir zenginleşmiş durumda.

Burada, kimi öykülerde geçen anekdotların bazılarını paylaşmadan geçemeyeceğim:
*”İçinde dağı olan Araf’ını da içinde gezdirir oğlum, bilirim. Yine bilirim ki, bilmenin kudretine vâkıf olmak da en yüce gücü insanın. Yüreğimizdeki dağın Araf’ından indirip Hasanbaba Dağı’na çıkartacak, mor zambakların silme döşendiği ovaya gülümseyerek baktıracak o güç işte.” (Kozkavuran Fırtınası)
*”… Sen tek anlamısın var oluşumun. Cümlelerim bile senin dağından kuruyor kendisini.” (İki Buçuk Gün)
*”Boyu posu, saçı, huyu baştan aşağı suydu. Yürümezdi de su akardı dağlardan aşağı usulca. Güldüğünde pınarlar yol bulup toprağın üstüne çıkardı yanaklarında. Gözlerinden kirpiklerinin gölgesi kalktığı vaki olmadı; şehadet ederim.” (Poşu)
*”Tam o ara çıktın geldin. Üşümemin üstüne. Geçmişten çıkıp geldin. Yüzüne uzanmış bir tutam saç ömrünü de ikiye bölmüştü. Saçlarının bir tarafından geçmiş çekiyordu diğer tarafından gelecek. Bugüne has bir ayrıntı aradım yüzünde, ellerinde, bedeninde.”(Urgan İzi)

Hâsılı yazmakla bitmez nice şiirsel pasajlar içermekte…

Yazar, işte bu yüzden öykü atmosferinin oluşumunu başarılı bir anlatıya dönüştürmesinin gücünü, dilin akıcı kullanımı ve anlatımın çarpıcı olay örgülerine yaslanmasından almaktadır. Öyküler geniş bir yelpazeye yayılsa da tematik olarak bütünsellik arz eder. Bundan dolayıdır ki, Ay Portakalı, verimi ile birlikte, kendi yazımsal serüvenine çok şey katarak bambaşka bir öykü deryasına yelken açmakta. Kıpkısacık öyküler buna örnek teşkil eder. Betonun çatlağında çiçeklenen menekşe, takvim yapraklarına yansıyan trajedinin kurgulanması bile farklı (…)* pencere açmakta.

Yazar, eksilterek yazdığı öyküleriyle adeta yaratmış olduğu boşlukları hayal gücünüzle doldurun demekte.

Ay Portakalı’nın ilk öyküsü olan Takvim Yaprakları’nda, babaannenin, çocuklarının ve torunlarının doğum günlerine denk gelen yapraklara yazdıklarını kimseye göstermeyerek çeyiz sandığında saklaması hep merak edilir. Babaannenin ölümünden günler sonra, aranan sandığın anahtarı kuyu çıkrığında bulunur. Sandığın açılmasıyla birlikte herkesin kendi doğum gününü gösteren takvim yaprağına bakıp şaşakalmaları, saklı bir trajedinin sessiz çığlığını duyumsattı bana. Öykü, takvim yapraklarıyla alakalı, “Anlamadığım bir dildendi,” denilerek bitirilmekte. Böylelikle okuyanın çağrışım dünyası da tetiklenmekte.

Kitaba adını veren Ay Portakalı, en uzun öykülerden birisi. Bir çocuğun gözünden, babasının evden ayrılışlarının Ay’a gitme şeklinde algılanışı anlatılırken, çocuğun babayı bekleyişinin yan anlamlarla beslenip kurguyu güçlendirmeye vesile olur. Ne bilsin çocuk, yoksulluğa karşı ekmek derdinde olduğunu babanın ve kar - kış demeden kendisini yollara verdiğini… Çocuk için her dönüş şenlik havasındadır. İlk kez, babasının getirdiği portakalla tanışır. Sonrasında, her dönüşünde getirdiği portakala farklı bir kokunun sindiğini öykünün sonuna not düşülen satırlardan öğrenmekteyiz. Meğer o sinen koku babanın eskimiş paltosunun astar kokusuymuş.

Bir de Ele’nin Serçeleri var… İyisi mi bir an önce kitabı edinip okuyun ki, öyküleri hayat gailesinden ayrıksı ele almayan has bir yazarı keşfedebilesiniz.

Not bâbında da olsa küçük bir hususa değinmeden edemeyeceğim. Kitabın redaksiyonu ve basımında özenli işçilik sergilenmiş olsa da, kusur diyebileceğimiz veya bilinçli tercih de olabilecek bir ayrıntı gözüme çarptı. Arka kapakta, Yasak Vadi öyküsünden çarpıcı pasajlar yer almakta. Fakat İçindekiler’de Yasak Vadi’nin adı ve sayfa numarası yazılmamış, unutulmuş. 29 öykü görünüyor ama aslında 30 öykü ihtiva ediyor kitap. Kitabın nazar boncuğu da bu olsa gerek…

Ay Portakalı’ndan hemen sonra, gene Ütopya Yayınları’ndan oylumlu bir başka öykü kitabı daha yayınlandı: Hâlname/2016 (Henüz okuma fırsatım olmadı.) Bir başka incelemeyi hak eden özgün bir çalışmadır. Yazar Düşünsel’in başarılarının daim olması temennisi ile nice nice verimlere diyorum.

Tanımayan ve bilmeyenler için yazarın kısa tanıtımı:

İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunudur. Yazmaya TRT İstanbul Radyosu’na radyo oyunu yazarak başladı.
Sancı Edebiyat Sanat Kültür dergisinde hikâyeleri, Şewçila dergisinde de hikâye çevirileri yayınlandı.
2013’te Şerzan Kurt Öykü Ödülü’ne, Türkçe dalında “Ağaç Kurtları” adlı hikâyesi uygun görüldü. 2015 Hüseyin Çelebi Etkinliği’nde, Türkçe dalında “Tek Ayakkabı” adlı hikâyesi üçüncü oldu.
Hobi olarak fotoğrafla uğraşmaktadır.
Şimdiye kadar yayınlanmış kitapları şunlardır:
Kimse Yüreğinden Öptü mü Seni? (Şiir) / Yalın Ses Yayınları, İstanbul, 2008. Kırık Patika (Hikâye) / Babek Yayınları, İstanbul, 2015. Ay Portakalı (Hikâye) / Ütopya Yayınevi, Ankara, 2017. Hâlname/2016 (Hikâye) /Ütopya Yayınevi, Ankara, 2017.

*İlgili Cezaevi Mektup Okuma Komisyonu’nun “Görüldü” damgasının altında kaldığından okunamayan kelime.
Dr. Ayhan KAVAK
Bandırma 1 Nolu T Tipi C.İ.K.

Doğaya Sığınan, Çiçek Açan Hikâyeler: Ay Portakalı

 http://www.artfulliving.com.tr/edebiyat/dogaya-siginan-cicek-acan-hikyeler-ay-portakali-i-12013

 Şule TÜZÜL

Ümran Düşünsel'in kısa kısa hikâyelerinden oluşan, dördüncü kitabı Ay Portakalı. İçten anlatımıyla okuyucusunu içine çeken bu hikâyeler, yazarın görsel ifadeciliğinin gücüyle zenginleşiyor. Kitap üzerine ve Düşünsel'in yazarlığına dair bir yazı.
 Edebiyat, yazar için de okur için de bir sığınma alanı. Gerçek diye dayatılan, zihnimize, duygularımıza, düşlerimize her yönü ile uyumsuz bir dünyaya karşı uçsuz bucaksız bir sığınak. Özgürlüğümüze, en keyifli bedelleri ödeyerek sahip olabildiğimiz yer. Peki edebiyatta kirlenme, popülizm, kapitalizmin çıkarlarına hizmet eden yazarlar, kitaplar yok mu? Var elbette. Ama edebiyat, her zaman kapitalizmin dayattığı gerçeklerden daha gerçek, yaşamdan daha gerçek oldu, olmaya devam edecek. O iyi yazarlar, iyi kitaplar sayesinde…

Ümran Düşünsel’in yeni kitabı Ay Portakalı’nı okurken bunları düşündüm. Ay Portakalı yazarın dördüncü kitabı. Daha önce Kırık Patika’yı* okumuştum, Ümran Düşünseli fotoğraf çalışmalarından da biliyordum, bu nedenle Ay Portakalı’nı okumaya başladığımda ne ile karşılaşacağımı az çok tahmin ediyordum. Beni yanıltmadı. Yine görsel ifadeleri zengin, düşlerini yaratıcılığı ile harmanlayıp sözcüklere yansıtmayı başaran hikâyelerin içinde buldum kendimi. Ve bu hikâyeleri en güçlendiren şey: yazarın içtenliği…
 Ay Portakalı kısa kısa hikâyelerden oluşuyor. Öyle ki bazıları yarım sayfayı geçmeyen hikâyeler. Bu hikâyeler fotoğraflara benziyor. En kısa hikâyeleri, fotoğraflar gibi, ilk bakışta çarpan, okuru durduran, düşündüren, akılda kalan ve zaman içinde düşündükçe derinleşen hikaâyeler. Nispeten uzun olanlarda ise okurken, yine birden çok fotoğrafın bir araya gelmesi gibi, parça parça bir anlatımla karşılaşıyoruz. Sıralanmış fotoğraflara bakar gibi ilerliyoruz paragraflar, cümleler, sözcükler üzerinden. Çünkü bazen bir sözcük o bir çakımlık fotoğrafa denk geliyor. Fotoğraflarla örülmüş hikâyeler.

Bir sineği öldürdü diye adam öldürenler de var bu hikâyelerde, bir çocuğu sevindirmek için bir ağacı şeker ağacına dönüştüren, dibine şekerler dökenler de. Kesilmesin diye incir ağacının dallarına elmalar asanlar da. Bir hikâyede portakallara ay kokusu siner, bazı babalar aydan getirir portakalları çünkü. Bazı hikâyelerden havalanan serçeler kilometreler aşıp başka hikâyelerin balkonlarına konar. Bütün hikâyelerin kahramanları insanlar gibi görünse de o rolü serçeler, karıncalar, atlar, ağaçlar, taşlar kapıverirler hikâyenin bir yerinde. Düşünsel’in hikâyelerinde en sevdiğim özelliklerden biri de bu: doğa ile hiç mesafesiz yakınlıkları. Bir de Düşünsel’in doğadan yola çıkıp sözcüklerin alıştığımız anlamlarını doğadan esinlenip yeniden kuruşu.

“gökkuşağıyla ne güzel ip atlanırdı
                 iki ucundan tutan olsaydı”

Bu hikâyelerde kozkavurandır fırtınalar. Dertleri dağlar bilir, kimininkini rüzgar. Nar kanar, utanır…

Bu hikâyeler şiirsel, bazı hikâyelerin başında ise hikâye kadar güçlü dizeler, hikâyeleri ile bütünleşen.

 “ haylazdı mısra
şiiri gülmekten kırdı geçirdi”

Her ne kadar tüm hikâyeler güçlü bir düş gücünün sözcüklere yansıması ile ortaya çıkmış olsa da, asıl kaynağın acı, keder, ölümler, katliamlar, savaşlar olduğunu satır aralarında fark ediyoruz. Düşünsel sanki yaşamın tüm olumsuzluklarını toparlamış, büyük bir çukura gömmüş, üzerini toprakla örtmüş, toprağın üzerine de ağaçları ve hayvanları, doğanın sözcüklerini koymuş. Yazar ve okur nasıl edebiyata sığınırsa, bu hikâyeler de doğaya sığınmış…

Ay Portakalı okuru, unuttuğumuz çocukluğa, yetişkinliğe yol alırken gitgide yok olan ya da kısırlaşan düşlerimize, günlük yaşamın dayatılan gerçeği ile doğanın sunduğu gerçeğin çelişkilerine davet ediyor.

Günlük koşuşturmaların içinde, bazen bir kuş cıvıltısı, bazen bir esintinin yapraklardaki hışırtısı, bazen yanımızdan geçen bir çocuğun gözlerinin gülümsemesi ile kendimizle kısa bir buluşma yaşar, o kısa anın gücü ile yeniden sarılırız ya yaşama. Ay Portakalı hikâyeleri o anlara benziyor işte…

http://www.edebiyathaber.net/kirik-patikanin-doga-ile-bulusan-hikayeleri-sule-tuzul/

Görseller: Erik Johansson, Adam Zadlo

Hasan Geldi

Hasan Geldi öykü Hâlname/2016