17 Mart 2018 Cumartesi

GÜNÜBİRLİĞİN DESTANI “HÂLNAME / 2016”






Uzun, keyifli, her hâle tanıdık olduğum bir yolculuktan dönmüş, başladığım yere gelmiş gibiyim. Tam olarak nasıl adlandıracağımı düşünedurdum okuduğum sürece. “Günübirliğin Destanı,” ya da “Gündeliğin Destanı”mı desem bilemedim. Sadece insan hallerine değil, çeşitli hayvanlardan doğanın türlü hallerine tanıklığın, onlarla sohbetin tatlı huşusu içindeyim.

Her milletten, her dilden, her kültürden, her meşrepten insan, doğanın her halinden kesit, her canlıdan ses, her canlıdan nefes var yazarın bu güzel eserinde.

Dimağımda tarifsiz sadeliğinin tadı var. Sohbet eder gibi anlattığı öyküler yaşamın tam orta yerinden. Öncelikle “Hâlname / 2016” adlı eserine dair söylemek istediklerim var:
Yılın her gününe denk gelecek biçimde yazdığı eserinde bir yandan o yılı canlandırıyor gözlerimde, öte yandan onu aşan, yıla sığmayan her hâle dokunuyor. Sanatsal bir naiflikle dokunuyor yüreklerimize. Yüreklerimizin tellerini tıngırdatıyor. Yarattığı melodiler upuzun bir senfoni oluyor ruhumuzda.

Sokaktaki kâğıt toplayıcısından, çocuğa, kadına, yaşlıya, gence, erkeğe, zalime, mazluma, çiçeğe, rüzgâra, denize, kediye, köpeğe, aslana ve hatta yüzümüzü gülümsettirecek coğrafyamızda rastlanmayan kanguruya kadar. Öyle basite almayın, onun bir adı bile var: Saffet! Burada sıralamak yerine okura bırakacağım o kadar anlatı var ki, okumaktan asla sıkılmayacak, her bir öyküden sonra bir diğerini okumak için iple çekeceksiniz zamanı.

“Günübirliğin Destanı” sıradan bir günlük çalışması olmadığı gibi sanırım tür olarak bir ilk gibi. Değişik bir tarzı denemiş yazar. Çok da başarılı olmuş. Öyküler, sade, içten, samimi bir atmosferde ve oldukça dokunaklı işlenmiş. Birçok öyküde içinize bir rüzgâr, bir deniz dalgası gibi dalıyor Ümran. Sizi, uykudan, gafletten uyandırıp insan ummanına atıyor. Bazen upuzun bir film izler gibi bazen de bin bir gece masalları tadında ninenizden masal dinler gibi buluyorsunuz kendinizi.
Gülümseten, üzen, kederlendiren, aşık eden, aşık olanı ihanetin her türlüsüne tanık ettiren öyle çok duyguya ortak ediyor ki bizi, hayat ne kadar da çeşitli ve renkliymiş dedirtiyor. İçinden geçtiğimiz zamanın tek renklilik ve tek sesliliğine adeta bir soluk gibi. Bu destanda herkes ve her şey konuşuyor kendi dilince, kendi meşrebince. Öyle ki yeryüzü de yetmiyor, uzaya, Mars’a bile uzanıyor yazar.

Ötekileştirmeyi ötekileştiren upuzun bir anlatı. Sadeliğine eşlik eden derinliği, kısa öykülere yedirdiği yoğunluk, kurduğu cümlelerdeki folklorik zenginlik ve güzellik insanı esritiyor.

Hissettirdiği tam da şöyle bir duygu; eskilerde nenelerin bütün güzelliklerini sakladıkları ceviz kaplama sandıklarda ya da kanaviçe işli yazmalarını koydukları lavanta kokulu sandukalardan süzülüp de gelmiş kadar kadim ve sağlam ve bir o kadar da sağlam, derin kökleri var cümlelerinin.
Serencamında, Ümran’ın kendi yaşanmışlıklarının izdüşümleriyle de yoğurduğu bu güzel ve okunması gereken eserini herkese tavsiye ediyorum. Belki içeride olmanın getirdiği yoksunluktan mıdır bilemem ama Ümran’ın gözlerinden, kaleminden çok güzel, çok renkli çok farklı hallere tanıklık ettim. Ufuk açıcı olduğu kadar hayal dünyasını da zenginleştiriyor okuyanın.

Yazar Ümran Düşünsel’in çok emek verip ortaya çıkardığı bu güzel eseri, “Günübirliğin Destanı”nı mutlaka okumanızı öneriyorum. Okursanız çok şey kazanacak, okumazsanız neler kaybettiğinizi asla bilemeyeceksiniz. Eline, emeğine, diline, kalemine sağlık diyorum.

Sevgilerimle

Seyit Oktay
T-Tipi Cezaevi A2/5
Tokat
1 Mart 2018

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Hasan Geldi

Hasan Geldi öykü Hâlname/2016